28 ŞUBAT: UTANÇ GÜNLERİ-1

Madem diyorum 28 Şubat’ın garipliklerinden başladık; o halde tiraji-komik hikayelerimize devam edelim müsaadelerinizle.

Ne zaman 28 Şubat günlerini hatırlasam, hemen aklıma gelen vakalardan biri de Sayın Rektör Prof. Dr. Ferit KOÇOĞLU’nun, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi öğretim elemanlarını toplaması ve demokrasi adına (!) konuşma yapması olur.

En hazin olanı nedir bilir misiniz? Sanki bizler vatan ve devlet düşmanıyız da birileri memleketi bizim gibi insanların istilasından kurtarmaya çalışıyor. O ne kurtarıcı edaydı! O günün kamu kurumu idarecilerine bir görseydiniz! Vatanı düşmandan temizleme edasıyla nasıl da afra-tafra yapıyorlardı. O günlerde sürekli, insanın kendine ve kendi toplumunun değerlerine yabancılaşmasının zirve yaptığı anları müşahede ettik. Gezi Kuşağı Çocukları o günleri ve o günlerde yaşananları bilmez. Bir ağacın kesilmesinden çok daha fazlası yapıldı ve yaşandı o günlerde. İnsanların hayalleri, günlük hayatları, gelecekleri, zihinleri, umutları ve mutlulukları katledildi o günlerde. Kanada!ya iltica etmek için hazırladığım ve lakin elverip, cesaret edip bir türlü postaya veremediğim başvuru formları hala durmaktadır arşivimin bir yerlerinde. Bana ve daha önemlisi benden sonraki kuşağa bu kötülükleri yapanları her daim Allah’a havale ettim. Kin gütmüyorum ve asla intikam peşinde de olmadım/olmadık. İntikam bizlerin tembihlerinin red ettiği bir husustur. Ancak hakkımızı helal etmemizi de kimse beklemesin benden/bizden.

Her neyse. Asıl örneklikten uzaklaşmayalım. Sayın Rektör konuşmaya başlayınca, sahibinin ses tonunu ve rengini merak ettim ama bunu anlamak o kadar da zor değildi. Bu konuşma (telkin ve dayatma) süresince, önce insan haysiyetini zedeleyen ve sonra da bilimsel düşünce üretme kabiliyetine sahip kafaları dumura uğratan cümlelere şahit olduk. Bahse konu toplantıda, şayet yanlış hatırlamıyorsam dosdoğru ve mertçe birkaç cümle eden sadece Halis ÇETİN (ki şu an aynı Fakültede Profesör olarak akademik hayatına devam etmektedir) olmuştu.

Zihnimi geren, perişan eden ve “akademia buysa eğer, yaşasın cehalet” dedirtecek bir iç geçirmeyi gayri ihtiyari terennüm ettiğim gündü ve saatlerdi o anlar. Sayın Rektör KOÇOĞLU, devleti düşmandan temizlemeye çalışan bir asker (!) edasıyla şu cümleleri haykırmıştı salonda:

“Kardeşim, isterseniz MIT (Massachuset Institute of Technology ki teknoloji üretebilen gelişmiş beyinleri bünyesinde taşıyan bir ABD üniversitesidir) mezunu olun. Bizim belirli ölçülerimiz(!) var. Şayet o ölçülere uymazsanız, sizin bizim için hiçbir kıymetiniz yoktur.

Nasıl yani dedim kendi kendime. Mesela ben bir Einstein olsam bunun bir kıymeti yok mu? Mesela ben bir Pasteur olsam ya da Friedman olsam! Yani hiçbir anlam ve değer ifade etmeyecek mi bu? Ve böyle bir cümleyi nasıl olurda “Profesör(!)” unvanına sahip biri sarf ederdi açık açık ve hiç de hicap etmeden taşıdığı unvandan.

Gezi Kuşağı Çocuklarının, geriye dönüp biraz okumalarında fayda mülahaza ediyorum. Çok şükür, darbecilerin 1000 yıl sürecek dedikleri 28 Şubat geçip gitti ve tarihin karanlık sayfalarında yerini aldı. Elbette bu ve benzeri hiçbir geriye dönüşü, aklı selim sahibi hiç bir insanımız istemez. Lakin bugünü ve yarını anlamak ve doğru analiz edebilmek için geçmişi de okumak ve anlamak gerek.

Kulakları ve vicdanları çınlasın o günleri bu millete yaşatanların. Lakin 28 Şubat örneğinde de gördük ki hiçbir zulüm süreci ilelebet sürmüyor. Ve inşallah bundan sonra da süremeyecek. Ve yine inanıyorum ki Allah, zulüm ve diktatör heveslilerine asla fırsat vermeyecektir. Verilen süre ise ancak azgınlıklarını çoğaltarak kendi cehennemlerine ateş biriktirmekten başka bir anlam taşımayacaktır.

Milletin vicdanı ve ferasetinin her daim doğru ile birlikte olması dileğiyle…

(O kadar komik olaylar yaşadık ki bu yazıda anlattığım sadece küçük bir örneği. Yazı serisine başladık ya. Haydi devam edelim de o günleri de yad etmiş oluruz. Hele bir de Prof. Dr. Mustafa ALTINTAŞ adında bir dekan ithal ettiler ki bize 28 Şubat sürecinde, Allah düşmanımın başına vermesin. Biraz hüzün biraz ironi, biraz acı tebessümlerle yazar ve okuruz o günlerde yaşanılanları inşallah. Allah sağlık ve ömür verdikçe.)

0
Shares